Referandum sonuçları çabuk belli oldu, olsun varsın, maç seyredeceğiz nasılsa, el mahkum!
Beklerken ekmek mayalayayım, araya tatil girdi ihmal ettim hamura elle girişmeyi, yoğurmayı. Fırsat bu fırsat, içimdeki cini çıkarırım belki, böylece.
Ne yapmalı?
Biraz beyaz un, biraz köy ekmeği unu karışımından, ruşeymli unun üçte biri kalmış, gerisi maya, tuz, şeker, ılık su.
Tamam işte!
Tamam değil işte!
Süttozunu unuttum. Bugün markette görünce almıştım. kaç zaman önce okuduğum tariflerde vardı, ekmeğin geç bayatlamasını sağlıyormuş. Aramış, bulamamıştım. Bugün görünce aldım, nihayet.
Hamuru yoğurdum, mayalandı, iki saate yakın kabardı. Yarısını tepsiye dizdim, sandviç ekmeği olsun diye, yarısını da ekmek kalıbına yerleştirdim.
Biraz daha kabardılar, bıçakla kesikler attım, ekmeklerimin façası olsun.
Sonra 180 derecede yarım saat piştiler. Önce sandviçleri aldım, kalıptaki ekmek beş dakika daha durdu.
Kalıptan çıkan ekmek tel üzerinde durdu, ılındı, kesilir hale geldi. Üzerine, tereyağı yakışır dedim.
Dışı çıtır, içi pamuk, tam istediğim gibi ekmekler olmuş, denemesini ve sağlamasını yapmış oldum: Süttozu ekmeğe yakışırmış!
O sırada maç bitti ve yenilmiş olarak ikinci olduk, madalya aldık.
Maç sonucu nedeniyle hayal kırıklığı içindeki kızım seslendi içeriden, "karnım acıktı ne kokuyor böyle, çok güzel" . Söyledim ne kokusu olduğunu. Sandviç ekmeği isterim dedi, içine de beyaz sür. Eyvallah efendim, sürdük bile.
Afiyet olsun.
.










